BAĞIMSIZ · KAYNAKLI · REKLAMSIZ3 EYLÜL 2026 · DİJİTAL BASKI
Japonya Türk PostasıTOKYO · OSAKA
TÜRKİYE HATTI

Japonya'daki Türk toplumunun bağımsız gazetesi.

Tarih ve Arşiv

Ertuğrul Faciası (1890): Kushimoto Açıklarında Batan Gemi ve Kalan Hafıza

1890'da Wakayama açıklarında batan Ertuğrul Firkateyni, kurtarma gecesi, sağ kalanların dönüşü ve olayın Türkiye ile Japonya arasında bıraktığı kalıcı hafıza.

Japonya Türk Postası Haber Merkeziİnceleme: Oca 2026
Kushimoto’nun kayalık Pasifik kıyısında Ertuğrul anıtı ve deniz feneri önünde sessizce duran iki ziyaretçi
Kushimoto’nun kayalık Pasifik kıyısında Ertuğrul anıtı ve deniz feneri önünde sessizce duran iki ziyaretçi · OpenAI tarafından üretilen editoryal görsel

Japonya’da yaşayan bir Türk için Wakayama ilinin güney ucundaki Kushimoto, harita üzerinde uzak bir nokta gibi görünebilir. Oysa Türkiye ile Japonya arasındaki ilişkinin en çok araştırılan olayı tam da orada, Kashinozaki Burnu açıklarındaki kayalıklarda yaşandı. 1890 sonbaharında Osmanlı donanmasına ait Ertuğrul Firkateyni bu kayalıklara oturdu ve battı. Olay, iki ülkenin resmî ilişkisinden otuz yıl önce gerçekleşti; buna rağmen bugün hâlâ ders kitaplarında, anma törenlerinde ve akademik tezlerde yeniden ele alınıyor.

Bu yazı olayın bilinen çerçevesini, kaynaklarda tartışmalı kalan noktaları ve Japonya’da yaşayan okurun bugün nerede ne bulabileceğini bir arada veriyor. Kesin sayılar ve ayrıntılar için yerel arşivlere ve resmî anma kayıtlarına bakmak gerekir; internetteki popüler anlatılar sıklıkla birbirinden farklı rakamlar aktarır.

Bir nezaket ziyaretinin uzun yolculuğu

Ertuğrul, Sultan II. Abdülhamid döneminde Japonya’ya bir iyi niyet ve karşılık ziyareti için gönderildi. Yolculuğun arkasında, Japon hanedanından bir prensin İstanbul’a yaptığı ziyarete karşılık verme düşüncesi vardı. Gemi 1889’da İstanbul’dan ayrıldı ve Süveyş, Hint Okyanusu ile Güneydoğu Asya limanlarını izleyen uzun bir rota üzerinden ilerledi. Yolculuk beklenenden çok daha uzun sürdü; sıcak iklim, hastalık, kömür ve bakım sorunları mürettebatı yıprattı.

Gemi 1890 yazında Yokohama’ya ulaştı ve heyet İmparator Meiji tarafından kabul edildi. Ziyaretin protokol boyutu tamamlandığında geriye dönüş kararı kaldı. Geminin durumu, mevsim ve tayfun riski nedeniyle dönüşün ertelenmesi yönünde uyarılar yapıldığı, dönemin kayıtlarında ve sonraki araştırmalarda sıkça anlatılır. Ertuğrul yine de eylül ayında dönüş yoluna çıktı.

16 Eylül 1890 gecesi

Gemi, Kii Yarımadası’nın güneyinden geçerken şiddetli bir fırtınaya yakalandı. Kashinozaki açıklarındaki kayalıklara çarparak parçalandı ve battı. Kaynakların çoğunda yaklaşık altı yüz kişilik mürettebattan 587’sinin hayatını kaybettiği, 69 kişinin kurtulduğu belirtilir. Bu sayılar farklı arşivlerde küçük farklarla geçer; kesin rakam üzerinde tam bir görüş birliği yoktur ve araştırmacıların hâlâ üzerinde çalıştığı konulardan biridir.

Kurtarma, olayın hafızada kalmasının asıl nedenidir. Ōshima köylüleri gece boyunca kıyıya vuran yaralıları topladı. Bölge o dönemde yoksuldu; kışlık erzağın, giysinin ve yakacağın paylaşıldığı, kadınların yaralıları ısıtmak için kendi yorganlarını verdiği yerel anlatılarda tekrar tekrar geçer. Köy hekimi ve çevredeki görevliler seferber oldu, durum telgrafla merkeze bildirildi.

Sağ kalanların dönüşü ve ilk temas

Japon hükûmeti sağ kalanları İstanbul’a götürmek üzere iki savaş gemisi görevlendirdi. Bu yolculuk, iki ülke arasındaki ilk büyük doğrudan resmî temas oldu. Aynı dönemde Japonya’da yardım toplandı ve toplanan bağışların İstanbul’a ulaştırılması için yola çıkan Yamada Torajirō, sonradan İstanbul’a yerleşerek iki toplum arasındaki ilk kalıcı köprülerden birini kurdu. Bu hikâyeyi ayrı bir dosyada, Yamada Torajirō’nun İstanbul yılları başlığı altında ele alıyoruz.

Ertuğrul’un ardından resmî diplomatik ilişkinin kurulması ise onlarca yıl daha aldı. İki ülke arasındaki dostluk antlaşması ancak Cumhuriyet döneminde imzalandı. Yani Ertuğrul, diplomatik ilişkinin başlangıcı değil, ondan önce gelen ve sonradan ilişkinin anlatısına yerleşen bir olaydır. Bu ayrımı korumak, olayın tarihsel yerini doğru anlamak için önemlidir.

Kushimoto’da bugün ne var

Kashinozaki Burnu yakınındaki Ertuğrul Anıtı, kazadan birkaç yıl sonra dikildi ve sonraki dönemlerde yenilendi. Anıtın yanında olayın belgelerini, gemiden çıkarılan parçaları ve anma tarihçesini gösteren bir müze bulunuyor. Kushimoto Belediyesi düzenli aralıklarla anma töreni düzenler; törenlere Türkiye’den ve Japonya’dan resmî temsilciler katılır. Bölgede ayrıca deniz altındaki enkaz alanında yıllar içinde yürütülmüş sualtı araştırmaları vardır ve çıkarılan buluntular üzerinde koruma çalışmaları sürer.

Ziyaret etmeyi düşünenler için pratik notlar: Kushimoto, Honshu adasının en güney noktasıdır ve Kii Yarımadası’nın kıyı hattını izleyen tren hattıyla ulaşılır. Yolculuk Osaka’dan yarım günü bulabilir. Anıt alanı açık havadadır; deniz kıyısındaki rüzgâr ve tayfun mevsimindeki kapanmalar için belediyenin güncel duyurusunu kontrol edin. Anma törenlerinin tarihleri her yıl aynı değildir.

Neden hâlâ araştırılıyor

Ertuğrul dosyası birkaç ayrı alandan araştırmacı çekiyor. Denizcilik tarihçileri geminin durumunu, rota kararını ve dönemin meteorolojik bilgisiyle riskin ne kadar öngörülebilir olduğunu tartışıyor. Arşivciler Osmanlı ve Japon belgelerindeki mürettebat listelerini karşılaştırarak isim ve sayı sorununu çözmeye çalışıyor. Sosyal tarihçiler ise olayın nasıl bir dostluk anlatısına dönüştüğünü, bu anlatının hangi dönemlerde hangi amaçlarla öne çıkarıldığını inceliyor.

Bu son soru özellikle dikkat ister. Bir felaketin hafızası, zamanla siyasi ihtiyaçlara göre yeniden çerçevelenebilir. Kushimoto’da yaşananların değeri, sonradan kurulan anlatıdan bağımsız olarak, yoksul bir köyün yabancı denizcilere gösterdiği doğrudan yardımda durur. Japonya’da yaşayan bir okur için buradaki asıl ders, iki ülke arasındaki soyut dostluk cümlelerinden çok, afet anında komşuluğun ne anlama geldiğidir. Aynı mantığı bugünkü hayata taşımak isteyenler için Japonya’da deprem ve afet hazırlığı dosyamız pratik bir başlangıç noktası sunar.

Kaynak ararken tek bir popüler anlatıya güvenmeyin. Belediye kayıtları, il arşivleri, müze yayınları ve akademik makaleler arasında sayılar ve ayrıntılar farklılaşır. Bir rakamı aktarırken hangi kaynaktan geldiğini birlikte yazmak, bu dosyada özellikle gereklidir.

Enkaz, buluntular ve sualtı araştırmaları

Kaza alanı yıllar içinde birden fazla sualtı araştırmasına konu oldu. Kayalık ve akıntılı bir bölgede, yüz otuz yılı aşkın süredir tuzlu suda kalmış bir enkazdan buluntu çıkarmak teknik olarak zordur. Metal parçalar korozyona uğrar, ahşap dağılır ve buluntular deniz tabanına yayılır.

Çıkarılan parçaların korunması ayrı bir uzmanlık gerektirir. Uzun süre suda kalmış nesneler, havaya çıktığında hızla bozulur; tuzdan arındırma ve stabilizasyon işlemleri aylar hatta yıllar sürebilir. Bu işlemler yapılmadan sergilenen bir nesne kalıcı olarak zarar görür.

Buluntular yalnızca nesne değildir; aynı zamanda geminin donanımı, seyir düzeni ve son anları hakkında bilgi taşır. Bir demirbaşın nerede bulunduğu, geminin nasıl parçalandığına dair ipucu verebilir. Bu nedenle sualtı arkeolojisinde buluntunun yeri, nesnenin kendisi kadar önemlidir.

Bu çalışmaların sürekliliği, kaynak ve izin gerektiren bir konudur. Kültürel miras statüsündeki bir alanda çalışma yapmak, yerel yönetim ve ilgili kurumların onayına tabidir. İlgilenen okur için, ilgili belediye ve il yönetiminin duyuruları en güncel bilgi kaynağıdır.

Birincil kaynaklar

Bu yazı genel bilgilendirmedir; kişiye özel göç, hukuk, vergi, yatırım, sigorta, sosyal güvenlik veya sağlık danışmanlığı değildir. Kurallar ve süreler değişebilir; güncel koşulu resmî kurum ve yetkili uzmanla doğrulayın.