Tarih ve Arşiv
Yamada Torajirō: İstanbul'a Yerleşen İlk Japon ve Kurduğu Köprü
Ertuğrul bağışlarını götürmek için yola çıkıp İstanbul'da kalan Yamada Torajirō'nun dükkânı, Japonca dersleri ve iki toplum arasında kurduğu ilk kalıcı bağ.
Türkiye ile Japonya arasındaki ilişkinin kuruluş anlatısı genellikle bir gemi kazasıyla başlar. Oysa o kazanın ardından gelen ve ilişkiyi gerçekten sürdürülebilir kılan şey, resmî bir antlaşma değil bir kişinin kararıydı. Yamada Torajirō, 1890’daki Ertuğrul faciasının ardından Japonya’da toplanan bağışları İstanbul’a götürmek üzere yola çıktı ve gitmeyi düşündüğü şehirde yıllarca kaldı. Japonya’da yaşayan Türk okur için bu hikâye, kurumların değil kişilerin kurduğu bağların ne kadar dayanıklı olabileceğini gösteriyor.
Yamada’nın hayatı, Japon arşivlerinde ve Türk kaynaklarında birbirini tam örtmeyen parçalar hâlinde durur. Bu yazı, üzerinde geniş görüş birliği olan çerçeveyi aktarır ve tartışmalı noktaları tartışmalı olarak işaretler. Ayrıntılı bir çalışma yapacak okurun, dönemin gazetelerine ve kütüphane koleksiyonlarına doğrudan bakması gerekir.
Bağış kampanyasından yolculuğa
Ertuğrul’un batışı Japonya’da geniş yankı buldu. Gazeteler olayı ayrıntılı işledi ve ülke çapında bağış toplandı. Bu kampanyanın en görünür isimlerinden biri gazeteci Noda Shōtarō’ydu; toplanan yardımın İstanbul’a ulaştırılması gündeme geldiğinde bir başka genç, Yamada Torajirō da yola çıkanlar arasında yer aldı. Yamada’nın İstanbul’a ilk kez 1890’ların başında ulaştığı kabul edilir.
Dönemin koşullarını hatırlamak gerekir. Japonya, Meiji reformlarıyla dünyaya yeni açılmış bir ülkeydi. Osmanlı Devleti ile arasında ne büyükelçilik ne düzenli ticaret vardı. Böyle bir ortamda bir Japon’un İstanbul’a gelip kalıcı olarak yerleşmesi olağandışıydı. Yamada’nın ilk yıllarındaki dil, konaklama ve geçim sorunları hakkında ayrıntılı belge azdır; bu boşluk, konuyu çalışan tarihçilerin en sık dile getirdiği güçlüklerden biridir.
Dükkân, dersler ve gündelik temas
Yamada İstanbul’da bir dükkân açtı ve Japon ürünleri sattı. Porselen, ipek, lake eşya ve benzeri ürünler o dönemde Avrupa pazarında ilgi görüyordu; İstanbul’daki alıcı kitlesi de bu ilginin bir parçasıydı. Dükkân, ticari bir işletme olmanın ötesinde bir temas noktası hâline geldi. Japonya’yı merak eden İstanbullular için ilk elden bilgi alınabilecek nadir yerlerden biriydi.
Yamada’nın saray çevresine Japonca dersleri verdiği, Osmanlı yönetimindeki bazı kişilerle yakın ilişki kurduğu aktarılır. Bu ilişkilerin niteliği ve resmî bir görevlendirmeye dayanıp dayanmadığı kaynaklarda farklı yorumlanır. Kesin olan, Yamada’nın uzun süre iki toplum arasında fiilî bir irtibat kişisi gibi çalışmış olmasıdır. Resmî diplomatik ilişki kurulmadan önceki dönemde bu tür gayriresmî köprüler, ilişkinin tek taşıyıcısıydı.
Yamada ayrıca Japonya’ya dönüşlerinde gördüklerini yazdı. Osmanlı toplumunu Japon okura anlatan gözlem kitabı, dönemin Japonyasında Türkiye hakkında yazılmış ilk elden az sayıdaki metinden biridir. Bu metin bugün özellikle önemlidir; çünkü bir dış gözlemcinin geç Osmanlı gündelik hayatını nasıl gördüğünü gösterir ve karşılaştırmalı çalışmalara kaynaklık eder.
Neden bu hikâye hâlâ araştırılıyor
Yamada dosyası üç ayrı sorunun kesişiminde duruyor. Birincisi, resmî ilişki öncesi dönemde kişisel girişimlerin diplomatik boşluğu nasıl doldurduğu. İkincisi, Japon dış ticaretinin Osmanlı pazarına ne ölçüde girdiği ve bunun izlerinin hangi arşivlerde bulunabileceği. Üçüncüsü, Ertuğrul anlatısının yirminci yüzyıl boyunca nasıl kurulduğu ve Yamada’nın bu anlatı içindeki yerinin zamanla nasıl değiştiği.
Bu üçüncü soru dikkatli ele alınmalıdır. Bir kişinin hayatı, sonradan kurulan dostluk anlatısının içinde fazla düzleştirilebilir. Yamada’yı yalnızca sembolik bir figür olarak okumak, onun somut ticari kararlarını, karşılaştığı zorlukları ve dönemin siyasi bağlamını gölgede bırakır. İyi bir araştırma, sembolü değil kaydı takip eder.
Bugün nereden bakılır
Japonya’da yaşayan ve konuyu ciddiye alan okur için birkaç somut başlangıç noktası var. Millî Diyet Kütüphanesi’nin dijital koleksiyonları, Meiji dönemi gazete ve dergilerinin önemli bir bölümünü çevrimiçi sunar; dönemin Ertuğrul haberlerini ve bağış kampanyası duyurularını buradan taramak mümkündür. Kütüphanenin araştırma rehberi, hangi koleksiyonun hangi konu için kullanılacağını konu başlıklarına göre açıklar ve Japonca okuma düzeyi orta seviyede olan bir okur için bile kullanılabilir bir giriş sağlar.
Türkiye tarafında ise Dışişleri Bakanlığı’nın ilişkiler sayfası, resmî kronolojinin çerçevesini verir. Bu kronoloji ile Yamada’nın kişisel takvimi arasındaki farkı görmek, dosyanın kendisini anlamak açısından öğreticidir. İki ülkenin resmî ilişkisinin nasıl kurulduğunu ayrı bir dosyada, 1924 dostluk antlaşması başlığı altında ele alıyoruz.
Yamada Torajirō’nun hikâyesinden çıkarılacak pratik bir sonuç da var. Japonya’da uzun süre yaşayacak bir yabancı için kalıcı bağ, kurumsal bir statüden çok gündelik güvenle kurulur: aynı mahallede yıllarca bulunmak, dili öğrenmek, karşı tarafın kaynaklarını kendi dilinde okumak. Yüz otuz yıl önce işe yarayan yöntem bugün de değişmedi.
Dönemin ticaret ağı içinde bir dükkân
Yamada’nın İstanbul’daki işini anlamak için o yılların ticaret coğrafyasına bakmak gerekir. Japonya, Meiji reformlarından sonra ihracatını hızla artırmış, ipek, çay, porselen ve lake eşya Avrupa pazarında talep görmüştü. Bu malların İstanbul’a ulaşması genellikle Avrupa limanları üzerinden dolaylı yollarla oluyordu. Doğrudan bir Japon satıcının şehirde bulunması, aradaki komisyon zincirini kısaltan ve ürünün kaynağını bilen bir temas noktası anlamına geliyordu.
Bu ticari boyut çoğu popüler anlatıda geçilir; oysa dosyanın en somut belgelenebilir kısmı burasıdır. Gümrük kayıtları, dönem gazetelerindeki ilanlar, sergi katalogları ve konsolosluk yazışmaları, bir dükkânın hangi malı hangi hacimde sattığına dair iz bırakır. Bu izleri takip eden çalışmalar, kişisel bir hikâyeyi ölçülebilir bir ekonomik ilişkiye bağlar.
Aynı dönemde Japonya’da da Osmanlı ürünlerine ilgi vardı. Halı, dokuma ve el işi ürünler Japon sergilerinde yer buldu. Karşılıklı ilginin hacmi küçüktü ama tek yönlü değildi. Bir ilişkinin gerçek ağırlığını ölçerken bu simetriyi görmek, anlatının bir tarafını abartmayı önler.
Kaynakları okurken nelere dikkat etmeli
Yamada hakkında yazılmış metinlerin bir kısmı anı niteliğindedir ve olaylardan yıllar sonra kaleme alınmıştır. Anı, tarihsel kaynak olarak değerlidir ama tek başına yeterli değildir. Tarih ve sayı içeren her ifadeyi, dönemin belgeleriyle karşılaştırmak gerekir.
İkinci dikkat noktası çeviridir. Yamada’nın Japonca metinleri Türkçeye, Türkçe kaynaklar Japoncaya çevrilirken terimler ve unvanlar kayabilir. Özellikle idari unvanlar ve kurum adları, iki dilde birebir karşılık bulmaz. Bir alıntıyı kullanmadan önce özgün dildeki hâlini görmek en güvenli yoldur.
Üçüncüsü, bir kişinin hayatını iki devlet arasındaki ilişkinin tamamına vekil kılmamaktır. Yamada önemli bir figürdür; ancak o dönemde İstanbul’da yaşayan tek Japon veya Japonya’da Türkiye’yi anlatan tek kişi olduğunu varsaymak yanlış olur. Arşivlerde adı daha az geçen tacirler, öğrenciler ve gazeteciler de vardır ve bu isimler üzerine yapılacak çalışma alanı hâlâ açıktır.
Birincil kaynaklar
- T.C. Dışişleri Bakanlığı: Türkiye-Japonya siyasi ilişkileri
- Millî Diyet Kütüphanesi dijital koleksiyonları
- Millî Diyet Kütüphanesi araştırma rehberi
Bu yazı genel bilgilendirmedir; kişiye özel göç, hukuk, vergi, yatırım, sigorta, sosyal güvenlik veya sağlık danışmanlığı değildir. Kurallar ve süreler değişebilir; güncel koşulu resmî kurum ve yetkili uzmanla doğrulayın.